İlk bayıldım, sonra hep bayıldım ve yine hep bayılacağım ve ay lav Binnur Kaya, lav lav ama.
Efes Pilsen One Love Festival 9
19-20 Haziran 2010 bu yılki Efes Pilsen One Love'ın günleriydi ve ben de oradaydım! Bu benim ilk One Love deneyimimdi; onun 9., ama sağolsun ilk kez katıldığımı hiç çaktırmadı bana. Fazla fazla güzel, fazla fazla yorucu ve fazla fazla eğlenceli 2 gün geçirdim kendisiyle. The Ting Tings, ki kendilerinin hastasıyız; Sophie Ellis Bextor, ki kendisi festivalde de anons edildiği gibi 'Porselen Kraliçe'; Groove Armada, ki çoğu kişi ismini bilmese de şarkılarını bilir ve daha çok çok kişi ve grup sahne aldı festivalde. Tabi ayılıp bayıldığım The Ting Tings dışında şarkılarını bildiğim çok grup yoktu ama bu eğlendirmelerine engel miydi? Tabi ki değildi, hepsi eğlendirdi, hepsi dans ettirdi beni! Özellikle Fischerspooner (inflack'ın kulaklarına tık tık) ilk gün fazlasıyla eğlendirdi! Ha ilk gün demişken, ilk gün sıcak buram buram bizi esir aldı, İstanbul'un nemli havasıyla o sıcak birleşince yapış yapış insanlar olduk; ki en sevmediğim şeylerden biridir kendisi. Neyse, ama ilk gün sahnenin son sahibi Groove Armada unutturdu hepsini ve muhteşem bir lazer gösterisiyle veda etti bizlere. Lazer gösterisi öyle etkiledi ki beni, resmen aşka geldim o sırada. (Evet, ışıklara ve onlarla yapılan şeylere karşı bir zaafım var.) Ancak çeşitli durumlardan dolayı ilk günü erken bitirmek zorunda kaldım ve konserlerden sonra 14.1, Tamirane ve Parti Arena'daki partilere ve eğlencelere katılamadım. O kötü oldu işte. Cidden. Neyse, geldi ikinci günümüze; ilk günde bahsetmemiştim ama ilk gün programın yarısından başladık elimde olmayan sebeplerden ötürü, ikinci gün de aynısı oldu, neyse ki bir buçuk saat daha erkenciydik bu sefer de biraz daha tadını çıkarabildik festivalin. İkinci gün alandan içeri girmemizle birlikte feci bir yağmur başladı ve katılımcıların büyük kısmını bir süre çadırların ve şemsiyelerin altında tuttu; yağmura aldırmayanlar sahne önünde eğlenmeye ve ıslanmaya devam etti; ben de çok isterdim o yağmurda sahne önünde olayım ama abimleydim ve kendisi o kadar bir insan değil. (Hayır, cümlede sıfat eksikliği yok.) Yağmurun dinmesiyle yine gırgır, şamata, eğlence, müzik, danslar, rakslar falan, yine eski haline döndü festival; bir ara çıkan bando şakır şakır oynattı etrafındaki herkesi, ve günün sonuna doğru daha da coştu festival, çünkü The Ting Tings, ve önceki günü gördüğüm kadarıyla geçti kalabalık. Festival öncesinde çok tartışılan "Hayati"lerimiz gördüklerine yağmurluk dağıttılar, peçete, şeker vs. verdiler ama kimse şeker almadı çünkü yabancılardan şeker almamamız gerektiğini biliyorduk; o yüzden gittik bira aldık bol bol, Umut sağolsun bol bol bol bol bol aldık. Ama benim normal bira sevmeyen zevkim Beer Mojito'ya ve Beer Island'a yönlendirdi beni. İkisi de normal biradan kat be kat güzeldi bana göre, artık öyle içmeyi planlamaktayım biralarımı, gittiğim mekanlara duyurulur! Günün son grubu The Ting Tings, şahaneydi, muhteşemdi, harikaydı! "Shut Up and Let Me Go" ve "That's Not My Name" ile tüm kalabalığı coşturdular; konserin başlarında elindeki kağıttan okuyabildiği kadarıyla bizle Türkçe de konuştu Katie White ve "Biz Ting Tingsiz! ... Türkçem bok gibi, o yüzden susacağım ve sizi dans ettireceğim!" dedi ve daha önce de söylediğim gibi yeterince dans ettirdiler bizi. Onların ardından Ece ve Evren'le 14.1'e gittik ve fazla ve daha fazla ve daha fazla dans ettik.Sonra yine elimde olmayan sebeplerden dolayı maalesef ayrıldım yanlarından. (14.1'e bayıldım bu arada!) O 2 gün boyunca o kadar çok sevdiğim şey festival miydi yoksa santralistanbul muydu yoksa yoksa ikisinin kombinasyonu muydu bilemedim, çözemedim ama şunu bilir, şunu söylerim; ben bu festivalin 10. yılına da giderim! Ahanda yazdım buraya! Tabi, o beynini kullanmaktan acizlerin çıkarmaya çalıştığı, gerizekalı ve saçmasapan, alkol markalarının sponsorluğunu engelleyen yasa çıkarsa bu festival 10. yılını göremeyecek. Umalım da mümkün olmasın öyle bir şey ve umalım da beynin varlığını keşfetsin o çok "muhterem" siyasetçilerimiz. Efes Pilsen One Love Festival 9 böyle geçti, 10.su daha güzel geçecek umarım ve santralistanbul bir gün kampüsüm olacak, inançlıyım!
Etiketler:
2010,
9,
Efes Pilsen,
Fischerspooner,
Groove Armada,
inflack,
İstanbul,
Lazer,
One Love Festival,
santralistanbul,
Sophie Ellis Bextor,
The Ting Tings
Tatilin Etkileri ve Tepkileri
20 Haz 2010
Yaz tatillerini sevmiyorum, aslında bayılıyorum, konsept çok güzel ama sevmiyorum, çünkü beceremiyorum. Olmasa da olur benim için, yok, olmaz aslında ama olur, en azından bu kadar uzunu olmasa da olur. Okulum yaklaşık 3,5 ay yaz tatili hediye etti. Nereme n'apayım o kadar tatili? Yazlık olsa da 3 ay orda kalsan, sıkar; biraz Ankara'da biraz şehir dışında olayım desen Ankara'da olduğun vakit 2, taş çatlasın 3 haftayı geçse sıkar (4 haftadır tatilde ve Ankara'dayım); "Amaaan! 1 hafta Bodrum, 2 hafta Çeşme, 3 hafta Antalya, 2 hafta da Yunanistan yaparım! 3 hafta baştan, 3 hafta sondan Ankara'da kalırım, hiç sıkılmam!" dersen "Para mı sıçıyorsun?" derim, o plan da sıkar, en azından beni; oturup film izleyeyim, dizi bitireyim, oyun kasayım desen, nereye kadar, o da sıkar. Zor yani, özellikle benim gibi "Tatil sefillik değildir!" (bkz. Ben rahatımdan ödün veremem!) insanıysanız iyice zor, çünkü pansiyon gibi ucuz konaklama seçenekleri de yalan oluyor genelde ve Ankara'da tıkılıp kalıyorsunuz. Yaklaşık bir ay daha Ankara'dayım ve sonra başlayacak tatilim; tatil kısmı gayet güzel olacak umarım, ondan umutluyum ama o bir ay nasıl geçecek ve bu boşa geçen 2 ayımın hesabını kim verecek o büyük bir soru. 3,5 ay aralıksız tatil olmaz arkadaşım! Olmaz! Benim gibi sıkılması çok zor bir insanı bile sıkmayı becerebilecek uzunlukta bir "boş" süre bu, işkolik bünyem bu kadar boş kalmaya alışık değil! Sonra "Oha lan! Çok sıkılacağım, bomboşum, hiçbir işe yaramıyorum! Yaz okuluna mı başvursam?" gibi tehlikeli düşünceler giriyor insanların kafasına, aman diyeyim! Teklifimdir; yaz tatilini 2,5 aya düşürelim, okulun her dönemi birer hafta uzasın, öğrenciler rahatlasın! 2 hafta Haziran'dan, 2 hafta Eylül'den aldın mıııı, oh bak ne güzel! Sevgili (lafın gelişi) yetkililer, yapmayın etmeyin; Ankara gibi yapılabilecek şeylerin 4-5 günde biteceği bir şehirde okulu 3,5 ay tatil etmeyin, beni daha fazla saçmalatmayın! Ha tabi diyebilirsiniz, "E yaz okulunu o 2,5 ayın neresine sokacağız, yaz okuluna gidenler ne ara tatil yapacak, şehir dışında okuyanlar bakalım seninle aynı fikirde mi?" Ona bir şey diyemem, haklısınız. E haydi madem 3 ayda anlaşalım da bitsin, hı?Tunalı'da Bir At Arabası
15 Haz 2010
Bizi Eskişehir'e götürecek olan trene beraber gideceğimiz arkadaşımı, ki kendisi kıvırcıktır ama konumuzun bununla hiçbir alakası yoktur, Tunalı'da beklerken, ki bu bir pazar günüdür ve saatler sabahın 6'sını göstermektedir neyse ki buçuğunu da es geçmemişlerdir, rastladığım bu at arabası, evet at arabası, o bomboşlukta (o günde ve o saatte caddenin daha farklı olması beklenemez zaten) tıngır mıngır tıngır mıngır ilerliyordu. Ankara'nın göbeğinde at arabasını geçtim, benim anlamadığım o arabanın geldiği yönde yokuştan başka bir şey yok, hep yokuş! O araba o yokuşlardan nasıl indi, daha da garibi oralara nasıl çıktı ve pek tabii o saatte, gerçi hangi saatte olduğu fark etmez at arabası çünkü, ne alaka yani, orada ne arıyordu hiçbir fikrim yok, fikri olan olduğunu da sanmıyorum zaten; ama garip, cidden garip hem de, baya baya garip, bakalım daha neler göreceğiz Ankara'mızda...
Küf!
14 Haz 2010
Ankara'nın ilk, en azından benim bildiğim kadarıyla ilk, gerilla sanatçı grubu KÜF, son zamanlarda çeşitli eylemleriyle sokaklarda ve caddelerde karşımıza çıkıyor. Manifestolarında anlattıkları kadarıyla şehrin tekdüzeliğini, sıkıcılığını ve insanı aptallaştıran griliğini yıkmak adına yapıyorlar, yaptıkları işleri; ve böyle bir amaç barındırması bakımındandır benim yaptıkları işi 'eylem' olarak tanımlamam. Amaçları bir bakıma insanlara "Sokakta griye mahkum değilsiniz! Harekete geçin ve size dayatılan bu tekdüzeliğe son veri
n!" demek de olabilir, en azından benim anladığım bu. İlk olarak Meksika Meydanı'ndaki (Kuğulu Park ve Tunalı'yı birleştiren meydan, evet adı buymuş, geçen gün otobüste sıcaktan patlarken, tabelasını gördüm; evet ben de şaşırdım) G.O.Paşa tabelasını "Tosun Paşa"ya çevirerek duyurdular adlarını, ve sonra Cinnah Caddesi'ndeki mantarların yardımıyla bir Pac-man sahnesi yarattıklarını ve nTualı civarındaki "Park Yasak" tabelalarını "barış işareti"ne çevirdiklerini öğrendik ve gördük ve yaşadık. Yaptıkları iş gerilla sanatı o
larak da tanımlanıyor, bunun ne olduğunu öğrenmek ve örneklerini görebilmek için Google'a başvuruyorsunuz her zamanki gibi, ve Ankara bunu camili büyükşehir belediyesi logosu üzerine yapıştırılmış Hitit Güneşi çıkartmalarından biraz da olsun biliyor. KÜF , ya da KÜF Project, de büyükşehir belediyesinin bu dayatmacı ve sokaktan sanatı yoksun bırakan üslubuna karşı olacak ki manifestolarında her ne kadar bir kuruma, kuruluşa ya da siyasi partiye bağlı olmasalar ve onları temsil etmeseler de apolitik olmadıklarının da altını çiziyorlar. (Anne
ben gazeteci oldum.) Daha çok ve daha çok ve çok daha çok eylemlerini beklediğim KÜF Facebook, ailemizin video sitesi vimeo ve kendi siteleri üzerinden takip edilebilir. En çok sevdiğim olan İ. Melih'in, bu sanatın da içine tükürüp tükürmeyeceğini zaman gösterecek, bilirsiniz kendisi sanata tükürmeye pek meraklıdır, hamdolsun.
Etiketler:
Ankara,
Barış,
Cinnah Caddesi,
Facebook,
G.O.P.,
Hitit Güneşi,
İ. Melih,
Küf,
Küf Project,
Meksika Meydanı,
Pacman,
Tosun Paşa,
vimeo
Ale-Alejandro!
9 Haz 2010
Ailemizin, tamam haydi ailelere genelde fazla; o yüzden şöyle diyelim; GaGa'mız son single'ını da kliplendirdi sonunda. Alejandro son albüm Fame Monster'dan çıkan 3. klip ve single. Bad Romance ve Telephone klipleriyle coşan Lady GaGa, ya da benim deyimimle Ga!Ga!, Alejandro'yla yine çok konuşulacağa benziyor. (Haberini takmayan, tecrübesiz, basit magazin yazarı cümlesi.) Kurduğum cümle ne kadar basit olsa da özünde doğrudur; fazla fazla gay'lik barındıran, Hristiyan simgelerinin bir Madonna edasıyla erotik şekillerde kullanıldığı, ve seksin ve çıplaklığın fazlasıyla ön planda olduğu, Lady GaGa pipisi olmadığını kanıtlamak istercesine iç çamaşırı giymeye devam ediyor bu klibinde de, bu klip çeşitli kesimlerden çok tepki çeker gibi. Nerdeyse her klibinde çıtayı daha yükseğe taşıyan Ga!Ga! nın en karanlık klibi olarak nitelendirebileceğimiz Alejandro önceki 2 klibe göre daha derli toplu dursa da, bu, bir Ga!Ga! klibi olmaktan çıkarmıyor ve hiçbir şekilde sıradanlaştırmıyor. Klibi izlemeye başladığınızda ilk dikkatinizi çeken şey 8 buçuk dakikalık süresi! Yine nerdeyse bir kısa film uzunluğunda bir klip. Klibin başlarında şarkının hiç başlamayacağı gibi bir izlenime kapılabilirsiniz, kapılmayın; çünkü başlıyor. Ve görünen kadının Lady GaGa olmadığını sanabilirsiniz ama sanmayın; çünkü kendisi Lady GaGa; sadece kısa saçla çok farklı duruyor ve önceki kliplere göre biraz kilo almış, iyi de olmuş. Neyse, bu fazlaca "asi" ve fazlaca sıradışı kliple birlikte Ga!Ga!'nın daha ne yapabileceği iyice merak edilir oldu gibi, bunu da zaman ve Haus of Gaga'nın (Bu ne mi? Google!) hayalgücü ve cesareti gösterecek, biz şimdilik klipleri izlemekle yetinelim; buyrunuz; Alejandro!
Etiketler:
Alejandro,
Bad Romance,
Fame Monster,
Klip,
Lady GaGa,
Madonna,
Telephone
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
